SIVRIHISAR

Sivrihisar İlçesi Belediye Başkanı
Fikret ARSLAN
 
 

SİVRİHİSAR TARİH HARİTASI

(Haritaya tıklayarak daha büyük görüntüleyebilirsiniz.)

 

SİVRİHİSAR UÇAĞI

 1921 yılında Türk ordusunun envanterinde kullanılabilir durumda sadece 5 uçak bulunuyordu. Çeşitli cephelerde savaşmış uçakların bakımsız ve eski oluşları yeni bir uçağın alınmasını gerekli kılıyordu. Bunun üzerine seferber olan Sivrihisar Halkı tüm mal varlığını bir araya getirerek Türk Ordusu`na yeni bir uçak alınması için 4 bin lira bağışladı. Bağış ile alınan çift kanatlı Fransız yapımı Bregeue 14-B2 uçağına ise, "Sivrihisar Tayyaresi" adı verildi.
 Kurtuluş Savaşı`nın ve halkın fedekarlığının sembolü olan "Sivrihisar Tayyaresi"Her şeyden önce Sivrihisarlılar ,özelinde Anadolu halkının Kurtuluş Savaşı`na katkısının bir kanıtıdır. Sivrihisarlılar için büyük manevi değeri olan bu uçağın maketi Eskişehir - Ankara devlet karayolu üzerine inşaa edilmiştir.

 

PESSİNUS

 Sivrihisar ve çevresinin Roma çağının meşhur ipek yolu üzerinde bulunduğu, o çağın büyük şehirlerini de içine aldığı görülüyor. Bunlardan en önemlisi Ballıhisar köyündeki antik Pessinus şehridir. Bu şehirde, Tanrıça Kibele adına inşa edilmiş bir mabet, tiyatro vb. yapılar mevcuttur. Şehirde yaşayanların çok zengin olduğu, yapıların İstiklalbağı Köyündeki mermer ocaklarından getirilen taşlarla inşa edildiği anlaşılmaktadır.
 Taş işlemeciliğinin doruğa çıkmış bir özelliği ile dikkati çekmektedir. Bu mermer taşlarının çoğu Sivrihisar'da ve çevre yerleşim alanlarında görülmektedir. Taş motiflerinden şehrin Frigler zamanında Roma çağlarına kadar uzandığı görülüyor. 1967 yılında Gand Üniversitesi profesörlerinden Pierre Lambrechts'in yönettiği kazılarda bir tapınak ve çeşitli eserler bulunmuştur. Bu eserler Ballıhisar Köyü Müzesinde ve Eskişehir Müzelerinde sergilenmektedir.
 

 

SİVRİHİSAR İLÇESİ FOTOĞRAFLARI  

 

Sivrihisar İlçesinin Tarihi ve Cografi yapisi

    Sivrihisar Ilçesi M.Ö. 7. asirda kuruldugu sanilmaktadir. l071 yilindaki Malazgirt savasindan sonraki yillarda da Anadolu'nun Türklerin eline geçmesiyle Sivrihisar'da bir Türk yerlesim bölgesi haline getirilmistir. Anadolu Selçuklu Devletinin Sinirlari içerisinde kalan Sivrihisar dönemin önemli kültür ve ticaret merkezlerinden biri olmus Selçuklu Devletinin 13. Yüzyilda yikilmasi ile Ilhanli Devletinin kontrolüne girmistir. Bir süre Anadolu Selçuklu Beyliklerinden Germiyanogullarinin kontrolünde kaldiktan sonra Sultan 1. Murat zamaninda Osmanli Devleti sinirlarina dahil edilmistir.

   1684 yilinda Kaza haline getirilmistir. Sivrihisar idari yönden 1846 yilinda Ankara'ya, 1912 yilinda da Eskisehir Iline baglanmistir. Birinci Dünya Savasindan sonra kisa bir süre Yunan isgaline ugrayan ilçe 20. Eylül 1921 yilinda düsman isgalinden kurtarilmistir. Sivrihisar Ilçesinin yüzölçümü 2987 Km2 olup rakimi 1070 mt.dir. Ilçemizde karasal iklim türü hakimdir.

  Nüfus Durumu

   2007yılı Adrese dayalı nüfus sayimina göre ilçemizin toplam nüfusu 22.258 olup, 8466 Ilçe Merkezinde, 13 792'i Kasaba ve Köylerde oturmaktadir.

   Idari Durum

   Sivrihisar Ilçesi Eskisehir Iline bagli ve bu ile uzakligi 100 km dir. Ilçemize bagli 3 kasaba , 61 köy, 27 mandira ve yayla mevcuttur.

   Sosyal Durum

   Ilçe merkezinde kasaba ve köylerimizde konut ve gecekondu sorunu yoktur. Ilçemize bagli tüm köylerimizde elektrik ve telefon vardir. Nüfusun yaklasik %30'u ilçe merkezinde % 15'i kasabalarda ve % 55''ide köy ve yaylalarimizda oturmaktadir. Halkin % 80'ine yakin kismi tarim ve hayvancilikla % 20'si ise Küçük Sanat ,Ticaret ve Serbest Meslek erbabidir. Bütün köylerimizde içme suyu mevcut, bazi köylerimizde yetersizdir. İlçe merkezinde hem kaloriferli hemde sobalı ev kiralamak mümkündür. Sobalı evlerde yaklaşık kira bedeli 100-150 ytl civarındayken kaloriferli konutlardaki kira bedeli 180-250 ytl arasındadır.

   Saglik Hizmetleri Merkezde Devlet Hastanesi, Toplum Sağlığı Merkezi, Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi ve Dümrek Aile Sağlığı Birimi,Nasrettin Hoca Aile Sağlığı Birimi,Kaymaz Aile Sağlığı Birimi,Kaldırım Köyü Aile Sağlığı Brimi ile sağlık hizmetleri yürütülmektedir. Ilçemizde saglik hizmetleri, tüm saglik kuruluslarimizda 5 Uzman Doktor, 8 aile Hekimi,15 Pratisyen Hekim, 43 Ebe-Hemsire, 22 Saglik Memuru, 6 Laborant, 8 Röntgen Teknisyeni, 3 Çevre Sagligi Teknisyeni, 1 Hastane Müdürü, 1 Ayniyat Saymani, 3 Memur, 6 Soför ve 10 Hizmetli ile yürütülmektedir. Ayrica Ilçemiz hudutlari içerisinde hizmet veren Türkiye Soförler Federasyonu Tesislerinde de 1999 Eylül ayi içerisinde 112 Hizir Acil Istasyonu açilmis olup hizmet vermektedir.

   Egitim ve Kültür Durumu

   5 adet Ilçe Merkezinde olmak üzere toplam 25 adet Ilkögretim Okulu,1 adet Teknik Endüstri Meslek Lisesi,1 adet Imam Hatip Lisesi,1 adet Kiz Meslek Lisesi,1 adet Anadolu Lisesi,1 adet  Fahri Keskin Anadolu Öğretmen lisesi,1 adet Ticaret Meslek Anadolu lisesi,1 adet Saglik Meslek Lisesi,1 adeti Ilçe Merkezinde 1 adeti de Kaymaz Kasabasinda olmak üzere 2 adet Genel Lise vardir.

   Ilçemiz Merkez Ilkögretim Okullarinda 74, Kasaba ve Köy Ilkögretim Okullarinda 68 adet olmak üzere toplam 142 ögretmen görev yapmaktadir. Orta dereceli okullarimizda Merkez' de 77, Kaymaz Kasabasinda ise 6 adet olmak üzere toplam 83 ögretmen görev yapmaktadir.

   Ilkögretim okullarimizda merkezde 1702, Birlestirilmis sinifli okullar 383, Kasaba ve Köylerde 1122 adet olmak üzere toplam 3207 ögrenci, Orta dereceli okullarimizda ise Merkezde 880, Kaymaz Kasabasinda 34 adet olmak üzere toplam 914 ögrenci egitim ve ögretim yapmaktadir. Ayrica Saglik Meslek Lisesinde de 81 ögrenci egitim ögretim görmektedir. Ayrica Ilçemizde Osman Gazi Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Muhasebe, Bilgisayar, Teknoloji ve Programlama, Insaat ve Makine Bölümlerinde toplam 257 ögrenci mevcuttur.

   Ekonomik Durum

   Ilçe ekonomisi tarim ve hayvanciliga dayanir. Halkin %80'i tarim ve hayvancilikla,geri kalani da Küçük Sanat ve Ticaretle ugrasmaktadir. Ilçemiz hudutlari içerisinde 2.984.986 dekar araziden çesitli hububat, çesitli sebze ve seker pancari yetistirilmekte olup, sebzecilik gelisme asamasindadir.

   Ilçemizde 33 adet tarimsal amaçli kooperatif bulunmaktadir. Bunlardan 26 adeti sulama kooperatifi, 7 adeti tarimsal kalkinma kooperatifidir. Ilçemizdeki hayvan varligi :125.165 küçük bas, 13.005 adet büyükbas hayvan mevcuttur. Bölgemiz hayvanciligindan istenilen miktarda verim saglanabilmesi için gerekli çalismalar yürütülmektedir. Bunlarin basinda irk islahi, sun'i tohumlama çalismalari gelmektedir.

  Ulasim Durumu

   Sivrihisar ilçesi Eskisehir'e 100 km.,Ankara iline 135 km.'dir. Ilçemize bagli köylerimizin ulasim durumu itibari ile yollari yaz kis trafige açiktir.

 

TARİHTE SİVRİHİSAR (Justinianopolis) 


Genel Bilgiler

      Sivrihisar   İç   Anadolu   Bölgesi’nin  Yukarı   Sakarya  bölümünde  Ankara’nın 153 km. güneybatısında, Eskişehir’in 97 km. güneydoğusunda bulunan Eskişehir iline bağlı bir ilçedir.1

      Güneş dağına ait bir tepenin eteğinde kurulmuş olan ilçenin rakımı 1080 m. olup 4043 kilometrekare yüzölçümüne sahiptir.2

      Merkez bucağı dışında 1 bucak ve 63 köyden oluşan ilçenin nüfusu 37.000’i aşmaktadır. Tahıl ve şekerpancarı üretilen ilçenin en önemli geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Demir, manganez  ve mermer yatakları bulunmaktadır.3

      Mihalıççık, Emirdağ, Mahmudiye  ve Polatlı ilçeleriyle çevrelenmiş olup Eskişehir ile Afyon’dan Ankara’ya ulaşan yolların kesiştiği yerde kurulmuştur.


Antik Çağlarda
     Arkeolojik  kazılardan  ve  tarihi  kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla bu yerleşim yerinin geçmişi Hititlere dayanmaktadır. Kentin bu dönemdeki adı Sallopa idi. Daha sonraları Palia ve Spalia adlarıyla da anılmıştır.5

      Lidya’nın başkenti Sandes’ten başlayıp Susa’ya kadar devam eden ünlü Kral Yolu’nun üzerinde bulunduğu için kent önemli bir merkez haline gelmiştir.6

      Sivrihisar ilçesinin 16 km. güneyinde vadi üzerinde bir Frig şehri olan Pessinus kurulmuştur. Antik şehrin üzerinde Ballıhisar köyü yerleşmesi vardır.

      Ana tanrıça Kybele’nin kült merkezidir. Frig kaynaklarına göre kuruluşu Kral Midas’a inmektedir. Ancak tanrıça Kybele Anadolu’nun en eski tanrıçası olduğundan Frig öncesinde de Pessinus’un varlığı söz konusudur. Frig çağında Kybele”ye ithafen bir mabet yaptırılmıştır. Helenistik çağda mabet onarılmış, meclis binası, çarşı, yollar, tiyatro, kanallar kurulmuştur.7

      Bergama’nın geçici egemenliği döneminde Galatlar’ın istilasına uğrayan kent, asıl ününe Roma’nın Bergama’ya yakınlaşma girişimleri sırasında kavuştu. MÖ. 204 tarihinde Roma senatosu Pessinus’ta bulunan Bergama kralı I. Attalos’a elçi göndererek Selökid tehdidine karşı birleşme önerdi. Kent MÖ. 25 tarihinde Roma egemenliğine geçmiştir. Roma’nın Galatya eyaleti iç sınırlarına dahil edilen Pessinus bu dönemde çok büyük bir gelişme kaydetmiş hatta kendi adına para basma imtiyazına da sahip olmuştur.8 

      Ana tanrıça Kybele’nin tapınak kenti olarak dönemin en büyük ve önemli kutsal merkezlerinden olan Pessinus Romalılar döneminde de kutsallığını ve önemini korumuştur. MÖ. 25 Augustus döneminden VI yy’a kadar şehir “Abrustula” adıyla anılmıştır.9

      Pessinus’u ilk kez XIX. yy’da Charles Texier adlı bir araştırmacı incelemiş, 1967’de Belçikalı Pierre Lambrecths’in başkanlığında yapılan kazılarda da Kybele’nin tapınağı, tiyatro, stadyum, su kanalları ve nekropoller ortaya çıkartılmıştır.10


Ortaçağlarda
Roma   çağında   oldukça   hızlı   gelişme   gösteren   Abrustula   Bizans  çağında Justinianopolis adını alarak büyük bir yerleşim yeri haline gelmiştir.11

      Diocletianus’dan sonra IV. Yüzyılda Galatya iki eyalete ayrılmıştır. Başkenti Ankyra olmak üzere Galatya, Prima ve başkenti Pessinus olan Galatya Secunda.

      Tarihçiler başkent olarak Ankyra’nın yükselmesiyle Pessinus’un yavaş yavaş sönmeye yüz tuttuğunu söylemektedirler. İmparator Büyük Konstantin yeni eyalet ayrımlarını yaparken Pessinus’u “Galatya Salutaris” in metropolü yapmıştır. Buna rağmen Pessinus’ta zayıf da olsa eski tapınımlar devam etmektedir.

      MS. 361-362 yılları arasında imparator olan ve bazı tarihçilerce “Julian L’apostata” yani “Dönme Julian” adıyla anılan İulianus Ana Tanrıça’ya büyük bir saygı duymaktadır. İulianus’un Pessinus’da Ana Tanrıça tapınımını canlandırmak için gösterdiği çaba geçici olmuş ve yakınında bulunan ve Bizans döneminde gittikçe önem kazanan Palia kalesi, daha sonra İmparator Justinianus’un yeniden kurması ile verdiği adla “Justinianopolis” (bugünkü Sivrihisar) yükselkdikçe Pessinus çökmeye yüz tutmuş fakat araştırmacılara göre hiçbir zaman bomboş kalmamıştır.12

      Justinian (527-565) Justinianopolis’i kurarken Pessinus’un olduğu yere değil, Hititlerin Palia veya Spalia adını verdikleri yere kurmuştur. Justinian bu devirde Eskişehir’e de önem vererek burasının da onarılmasını sağlamıştır.13

      Justinianopolis kurulurken Sivrihisar’ın 16 km. güneydoğusundaki Pessinus kentindeki mabet, tiyatro ve yapıların mermerleri taş ocağı şeklinde kullanılmıştır. Hatta yaptırılan kalede dahi antik kentin taşları kullanılmıştır.14

      Bizans döneminde Sivrihisar’dan başka yerleşim birimlerinin de gelişip nüfuslandığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen Justinianopolis, bölgenin ekonomik merkezi olduğu gibi Bizans’ın askeri yolundaki istihkam silsilesinin de bir unsuru olmuştur.15

      Arap akınları sırasında Abbasilerden Mutasım zamanında Amorion (Emirdağ) akınlara maruz kalmış ve bunun sonucunda da buradaki halk korunma ihtiyacı hissetmiştir. Bu halkın Justinianopolis’e gelip sığındığı da kaynaklarda geçmektedir.16


Türk Dönemi
XI. yy sonlarına  doğru  kesin  olarak ele geçen kente ilk olarak yerleşenler Oğuz Türkmen boylarıdır. Tuğrul Bey Anadolu’nun birçok yerini fethettikten sonra buraların yerli halk tarafından tekrar alındığını görünce Anadolu Türk istikrarını nasıl temin edeceği konusunda kurultayda müşavere etmiştir. Kurultayın verdiği karar gereğince ordunun arkasında 300.000 Türkmen ailesiyle fethedilen yerlerden yerli halkı tamamıyla çıkarmış ve buralara Türkmenler yerleştirilerek Anadolu’da Türk istikrarı temin edilmiştir. Sivrihisar ve ötesi uç idi. 17

      Türkmen  akınları bu yörede izlerini bırakmıştır. Sivrihisar’a yerleşen Türkmenler yerleştikleri yerlere kendi boylarının adlarını vermişlerdir. Sivrihisar’a bağlı Karkın, Kınık, İğdir, Alaçat, İğdecik (İğdeli, İğdeönü), İmralı (İmir), Yölemir, Beydili, Yazır, Böğdöz köyleri adlarından da anlaşılacağı gibi Oğuz boyları yerleşmelerinin bir kanıtıdır.18

      Özellikle II. Kılıç Arslan (1155-1192) döneminde Bizans sınırında hızla gelişen Türkmen yerleşmesi sırasında Türk nüfusunda artış görülmüş ve yerleşim birimlerinde ibadethaneler yaptırılmıştır. Örneğin, Sivrihisar Gecek Köyü’ndeki caminin bu döneme ait olduğu düşünülmektedir. Selçuklular döneminde Sultanönü sancağının önemi göz önüne alındığında yol kavşağında bulunan Sivrihisar’ın önemli bir kasaba olduğu açıkça görülmektedir. Ayrıca Selçuklulardan kaldığı anlaşılan mülk kayıtları ve ahi zaviyeleri de XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgenin öneminin arttığının kanıtıdır. XIII. yüzyılın ikinci yarısında sultanlar iç çatışmalarda taraftar kazanmak ya da taraftarlarının desteğini kaybetmemek için devlet topraklarını bazı kimselere özel mülk olarak dağıtıyorlardı. Bu konuda Rükneddin Kılıçarslan hepsinden cömert davranmıştır.19

      XIII. yüzyılın ikinci yarısında devlet hazinesine gelir sağlama yollarından birisi olan toprakların satılması yöntemini II. Keykavus sık sık uygulamıştır. II. Keykavus Sivrihisar’a bağlı olan bir köyü kendisine hizmetlerde bulunmuş olan emirlerinden birisine satmıştır.20

      Moğol istilası sırasında 1261’de Sultan İzzettin’in kumandanı Yav-taş’ın Sivrihisar’da Moğollara karşı asker topladığını fakat başarılı olamayarak yenildiğini kaynaklarda görmekteyiz. Moğol Hanı Argun Sivrihisar’ı Keyhüsrev’in annesi Valide Sultan’a vermiştir. Moğol yönetimi sırasında Sivrihisar’da eşkiyaların çoğaldığını ve pek çok yağma-soygun faaliyetlerinde bulunduklarını görmekteyiz.21

      Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması üzerine kurulan Karamanoğlu Beyliği, Bahadır Han’ın ölümünden sonra İran-Moğol İlhanlılarının fiilen parçalanmış olması üzerine Sivrihisar’ı kendi sınırlarına dahil etti. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarındaki olaylar da Sivrihisar’ın hep Karamonoğlu mülkü sayılmasını sağlamıştır.22 

Osmanlı Dönemi
Selçukluların dağılmasından sonra Karamanoğullarının elinde bulunan kent daha sonra Osmanlıların eline geçmiştir. Osmanlı Devleti ile Selçukluların mirasçısı olduğunu iddia eden Karamanoğulları  Anadolu iktidarı için sık sık çarpışıyordu. Bu nedenle de sınırda bulunan Sivrihisar sık sık el değiştiriyordu.23

      Süleyman Paşa 1354’te Ankara’yı aldığı zaman Sivrihisar’ı da Osmanlı topraklarına katmıştır. Orhan Bey’in (1326-1362) ölümü üzerine Ankara’da büyük etkinliği bulunan Ahiler, Karamanoğullarından aldıkları destekle Osmanlı Beyliği’nden ayrıldılar. I. Murat (1362-1389)  tahta geçer geçmez bu sorunu çözümlemek üzere Ankara üzerine yürüdü. Karşı koyamayacaklarını anlayan Ahiler Ankara’yı teslim ettiler. Sivrihisar nahiyesine ait vakıf defterlerinde çok sayıda Ahi adının geçmesi onların burada güçlü olduklarını göstermektedir.24

      Yıldırım Bayezid ile Kadı Burhanettin arasında yapılan Çorum ovasındaki bir savaşta Burhanettin galip gelip müttefikleri olan Moğollar Kadı Burhanettin’in emri ile İskilip, Ankara ve Sivrihisar bölgelerini yağma etmek istemişlerdir. Sivrihisar halkı kaleye sığınarak bu tehlikeden korunmuşlardır.25

      Sivrihisar 1402’de Yıldırım ile Timur arasında yapılan Ankara savaşının sonucunda tekrar Karamanoğullarının eline geçmiştir. Savaş sonrasında Timur Anadolu beylerine söz verdiği gibi eski topraklarını geri vermiş bu arada da Karamanoğullarına Beypazarı, Akşehir ve Sivrihisar’ı vermişti.

      Sivrihisar halkı Karamanoğlu topraklarına dahil edildikten sonra yeni durumdan memnun olmayarak Yıldırım Bayezıd’ın oğlu emir Süleyman’a baş vurarak kaleyi teslim edeceklerini haber vermişlerdir. Bunun üzerine emir Süleyman harekete geçip o tarafa gitmişse de kale teslim olmamıştır.

      I. Mehmed (Çelebi Mehmed) tahta çıktığında Sivrihisar hala Karamanoğlu topraklarına dahil idi. Kendilerini Konya Sultanı II. Alaeddin’in (1246-1254) varisi ilan eden Karamanoğulları şehri terk etmek niyetinde değillerdi. Hatta Çelebi Mehmet’in kardeşleri ile olan mücadelesini fırsat bilerek Bursa’ya akınlarda bulunmuşlar ve bu akınlar için de Sivrihisar’ı bir üs olarak kullanmışlardı. 1415 tarihinde Konya’ya yönelen Çelebi Mehmed Karamanoğlu Mehmed Bey’i yenerek esir aldı. Yapılan anlaşma gereğince Karaman Beyliği Akşehir ve Seydişehir’in yanısıra Kırşehir, Niğde, Sivrihisar gibi doğu ve kuzey taraflarında bulunan önemli kentleri de terke mecbur oldu.26

      I. Mehmed’in bu zaferiyle artık Sivrihisar kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.27

      XVII. asırda Anadolu eyaletinin Hüdavendigar sancağına bağlı bir kaza konumundaki Sivrihisar XIX. asrın sonlarına doğru Ankara vilayetinin merkez sancağına bağlanmış Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Eskişehir sancak haline getirildiği zaman bu sefer Ankara’dan ayrılarak buraya bağlanmıştır. Cumhuriyet döneminde  de Eskişehir vilayetinde kalmıştır.28

      17 Temmuz 1921’de Yunan işgaline maruz kalan ilçe 20 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. 

I.BÖLÜM 

SİVRİHİSAR’DA DİNSEL OLUŞUMLAR


Antik Oluşumlar
Sivrihisar’ın  16  km. güneydoğusunda Ballihisar  Köyü’nde  bir  Frig yerleşmesi olan Pessinus antik kenti bulunmaktadır. Ana Tanrıça Kybele’nin tapınak kenti olarak dönemin en büyük ve önemli kutsal merkezlerindendir.29

      Ana Tanrıça Kybele’nin kült merkezi olan Pessinus kentinin kuruluşu Frig kaynaklarına göre Kral Midas dönemine kadar inmektedir. Ama Kybele Anadolu’nun en eski tanrıçası olduğundan bu kült merkezinin tarihi Frig öncesine de inmektedir.30

      Anadolu ve Ege kültür merkezlerine yakınlığı bu yöreyi kültürlerin birbirine kaynaştığı bir pota haline getirmiştir. Zaman zaman bu kültürlerin öğeleri gelişip güçlenerek hem yöreye özgü bir nitelik kazanmış, hem de yöreyi kendi başına bir kültür merkezi haline getirmiştir. Asıl kaynağı Doğu Anadolu olan Frigler döneminde Pessinus’ta güçlenerek Yunan ve Roma kültürüne giren Kybele olgusu  buna örnektir. Frig mermer işçiliği ve anıtların yüzünde kullandıkları geometrik süslemeler Yunan ve Romalı sanatçılara esin kaynağı olmuştur. Ama asıl aldıkları Frig öğesi Kybele kültürüdür.

      Friglerin, adına tapınaklar kurup karmaşık törenler geliştirdikleri Tanrıça Kybele Frig kültürüne sonradan katılmıştır. Anadolu’da yaşamış toplulukların hemen hepsinin panteonunda değişik adlar altında Kybele’ye rastlanmaktadır.31

      Ana Tanrıça’ya, Mater Dindymene, Agdistis, Magna Mater adları verildiği gibi Huri’ler Hepat, Hititler Kubaba adını da kullanmışlardır.32

      “Tanrıların Anası” Kübele (Kybele)’nin adının Fransızca yazımı Cybele olup Türkçe okunuşu Sibel’dir.33

      Mezopotamya kaynaklarında adına pek rastlanmaması ve Canhasan, Hacılar, Beycesultan gibi prehistorik yerleşim merkezlerinde Tanrıça’nın özelliklerine uygun idollerin bulunması Kybele’nin Anadolu kökenli olduğunun göstergesidir.

      Ana Tanrıça kültü tarih boyu türlü değişikliklere uğrayarak yaşamış ve Goç Hitit döneminde önem kazanmıştır.

      Frigler güneş tanrıları Sebaios ile Frigya Dionysos’unu Kybele’de bütünleştirmişler  ve Ana Tanrıça kültünü dinlerinin merkezi durumuna getirmişlerdir. Pessinus  kenti de bu kültün merkezi olmuştur.34

      Pessinus kenti Bergama krallığı döneminde rahipler tarafından yönetilen bir prenslik olarak katılmıştır.35

      Galatlar önemli geliri olan Ana Tanrıça tapınağına bir süre uzak kalmışlarsa da daha sonraları buralarda rahiplik görevine gelmişlerdir. Tapınakta beş Frig ve beş Galatlı rahip ile bir baş rahip hüküm sürmekteydi.36

      Ana Tanrıça Tapınağının baş rahibi archigalle (arşigal) adını almaktaydı. Rahiplerin bir bölümü siyasal gücü elinde bulunduran soylulardan oluşmaktaydı. Bir bölümü de Tanrıça uğruna hadım olan Gall adı verilen kişilerdi.37

      Bu rahipler her yıl 22 Martta Tanrıça adına ayinler düzenlerlerdi. Bu ayinlerin kökeninde bulunan efsane şöyledir:

      Ana Tanrıça, Pessinus yakınlarında koyunlarını otlatan Ates ve Attis adındaki delikanlıya aşık olur. Attis tanrıça uğruna bir çam ağacının dibinde kaya üzerinde erkekliğini kurban eder. Ve bunun sonucunda ölür. Ancak ilkbaharda Kybele’nin gözyaşlarıyla tekrar dirilir. 

      İşte 22 Mart gündönümünde Gall adı verilen rahiplerin yaptıkları ayinler Attis’in dirilişini yaşatmak içindir.38

      Bu ayin şöyle gerçekleşmektedir:

      İlkbahar gündönümünde Tanrıça’nın aşkına hadım olanlar (Galler) rahiplerin yönetimi altında Attis’in dibinde erkekliğini kurban ettiği çam ağacını tapınağa götürüyorlardı. Galler ve sırdaşları saçları dağınık, kadın gibi giyinik ve kadın davranışları içinde, yas işareti olarak göğüslerine vurarak çam kozalaklarıyla kan çıkıncaya kadar vücutlarını yaralıyorlardı. Uyumadan arka arkaya üç gün üç gece hazin bir cenaze töreni yapılıyordu.39

      Aynı zamanda Frigyalı çalgıcılar heyecanlı havalar çalıyorlardı. Galler sunağın etrafında gezegenler gibi döne döne raksederler, gitgide hızlanarak birdenbire sıçrarlardı. Ulur gibi bağırırlar, yakarırlar, bilicilik yaparlardı. Gallerin başı olan Archigalle kolunu ve omuzlarını taş bıçakla keser, açık kemikleriyle süslü kırbacıyla vücudunu yırtar, kan damlalarını çam ağacının üzerine serperdi. Çalgıcılar iyice coşar, Galler ve halk iyice kendilerini paralardı.

      Bazen coşkunun en yüksek noktasına gelmiş bir adam birden ortaya atılır, taş bıçağı ileni alır, sunağın üstünde erkekliğini kurban ederdi. Böylece Gall olur Ana ile birleşirdi. O zaman özgürlüğünün simgesi olan Frigya başlığını giyebilirdi. Bundan sonra o adama “anomis” kusursuz, ermiş derlerdi.

      25 Martta Attis’in mezarda geçirdiği son geceden sonra birdenbire büyük rahip ışıkları yaktırırdı. Attis yeniden dirilmiştir. İşte çocukların ve beyaz giysiler giymiş genç kızların karşıladığı tanrısal çift. Sevinç son haddine varmıştır. Artık yas giysileri yasaktır. Herkes kendine aklına estiği gibi bir kişilik yaratır. Hatta kendisine hayvan maskeleri takanlar ve buna göre davrananlar kalabalık içinde kaynaşırlar. Yılda bir kez en kötü kompleksler ortaya çıkarılır. Bu aynı zamanda şeytanları kaçıran bir büyü, kardeşçe bir kıvanç içinde tümüyle “Kosmos” a katılmaktadır.40

      Bugün tam Vatikan’ın bulunduğu yerde bir Phygianum bulunmaktaydı. Ve orada sırtına görkemli urbalar giymiş bir baş rahip bir kutsal hafta boyunca Kybele ve Attis onuruna ayinler kutluyordu.41

      Galatlar Pessinus’ta tanıdıkları Kybele’yi benimsemişlerdi. Çünkü Kybele kültü Galatları kendine bağlayacak nitelikleri taşıyordu. Kybele Galatların doğaya ve hayvanlara olan sevgisine de uyuyordu. Galatlar Kybele kültünü sadece benimsemekle kalmamış ve içlerinden bir çok Attis de çıkmıştır.42

      Aynı çağlarda Kybele kültü Roma’nın da ilgisini çekmiş ve onları da derinden etkilemiştir. MÖ. 205 yılında ünlü kumandan Scipio’nun tavsiyesi üzerine Roma senatosu Pun (Pön) savaşlarında kesin galibiyete ulaşmak için ne yapılacağını öğrenmek amacıyla meşhur Sibil kehanet kitaplarına başvurur. Kehanete göre düşmanı (Hanibal) Roma topraklarından atmak için Pessinus’tan Ana Tanrıça’yı Roma’ya getirmek gerekmektedir. Bunun üzerine Roma senatosu Bergama kralı Attalos’a elçiler yollar. Ve Ana Tanrıça yanında rahiplerle beraber Roma’ya getirilir. Gökten geldiğine inanılan siyah bir taş üzerine yapılmış olan tanrıça heykeli, diğer bir adıyla “siyah hanımımız” Roma’da Palatinus tepesine yerleştirilir. On iki yıl sonra da burada kendisi için bir tapınak kurulur. Roma’da her yıl Frigyalı bir erkek bir kadın rahip tanrıçayı kentte gezdirir ve sadaka toplarlar.

      Pessinus Bergama krallığı döneminde en parlak dönemini yaşamış ve Bergama Kralları sadece Pessinus rahiplerini desteklemekle kalmamış, aynı zamanda Frigyalılardan beri Ana Tanrıça tapınımını sürdüren eski Pessinus tapınağının yerine Grek stilinde bir mermer tapınak yaptırmışlar ve portiklerle süslemişlerdir. Bu tapınak burada her yıl dini bayramlar sırasında kurulan panayıra da büyük bir canlılık getirmiştir.43

      Ana Tanrıça Roma’ya taşınınca kült merkezi yavaş yavaş sönmeye yüz tutmuştur. Buna rağmen Anadolu’da yerli tanrıça Kybele’ye olan ibadet devam etti. Ana Tanrıça için tahtlar, sunaklar yapıldı. Günün erken saatlerinde buralarda Tanrıça için törenler düzenlendi. Roma yolculuğundan sonra Tanrıça Kybele’nin ünü imparatorluk sınırlarına yayıldı. Ayrıca Roma Ana Tanrıça Kybele’yi topraklarında bulundurduğu için Anadolu halklarının üstünde manevi bir ağırlık oluşturdu.

      Hıristiyanlığın ortaya çıkışından sonra bu yeni dini yaymak için Anadolu’yu dolaşan Saint Paul’un tüm çabalarına rağmen Kybele kültü Pessinus merkez olmak üzere Eskişehir ve çevresinde gücünü korumuştur. Hıristiyanlık dinini benimseyenler de Ana Tanrıça geleneğinden kurtulamamış, her iki inancın da izini taşıyan mezhepler ortaya çıkmıştır. Bunlardan Hıristiyan olan eski bir Gall rahibi Montan adlı kişinin kurduğu mezhep II. yüzyılın çeyreğinde Pessinus ve çevresinde yaygınlaşmıştır. IV. yüzyılda Hıristiyanlık anlayışı bölgeye kesin olarak yerleşince Kybele tapınımı yasaklanmış ve Pessinus’taki tapınak yıkılmıştır.44

      İmparator İulianus’un Pessinus’ta Ana Tanrıça tapınımını canlandırmak için verdiği uğraş geçici olmuş kentin yakınında bulunan Palia kalesi daha sonra İmparator Justinianus’un yeniden kurması ile verdiği adla Justinianopolis (bugünkü Sivrihisar) yükseldikçe Pessinus çökmeye ve sönmeye yüz tutmuştur.
 

                                                                  BAZI RESİMLER




                         



















                                                    ÖLÜMÜNE SİVRİHİSARLIYIZ...





 





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: begüm( begum_kirbashotmail.com ), 29.06.2009 13:41:43:
keşke resim koysaydın ben bilgisini ne yapayım

Yorumu gönderen: SİTE SAHİBİ( ataberk_1905hotmail.com ), 28.07.2009 20:04:29:
resimler ayrı yerde



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Reklam
 
 
Bugün 4 ziyaretçi (5 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=